Bir Türk’ün Amerika’da Christmas İle İmtihanı! Amerika’da Christmas Yemeğinden Notlar!


We_wish_you_a_merry_christmas_35

Merhabalar,

Ben bu satırları yazarken Türkiye’de bir çok kişi işlerine gitmek için  yeni uyanıyor. Nereden yazmaya başlasam karar veremedim tam olarak. İşte başlıyoruz…

Bir önceki yazımda Amerika’ya gelirken neler yaşadığımdan bahsetmiştim. Bugünkü yazımda ise daha önceden yaşamadığım ve sadece filmlerde gördüğüm ama hep merak ettiğim bir zaman olan Christmas’ta burada bulundum. Aslında halende Christmas devam ediyor ama önemli olan bu geceymiş burada Hristiyan arkadaşların söylediklerine göre.

Öncelikli olarak bir açıklama olarak özellikle Türkiye’de Yeni Yıl ile Christmas(Noel) birbirine çok karıştırılmaktadır. Bu konuda yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı bilinçli yaparsak daha iyi olabileceğini düşünüyordum. Şimdi burada yazdım ama bende aradaki farkı tabiki küçüklükten bilmiyordum. Girdiğim bir ortamda ikisini aynı sandığımı söylediğimde düştüğüm durumdan dolayı araştırıp öğrenmiştim.

Neyse, burada, Atlanta’da, Gazi’den arkadaşım ve onun kız arkadaşının, Olivia, evinde kalıyorum. Olivia İspanyol ve Hristiyan. Onun ablasıda Amerika’ya yıllar önce yerleşmiş ve Amerika’lı birisi ile evli. Her Christmas’ta büyük sofralar kurulur ve ailenin bir araya gelmesi gelenekmiş yıllardır süre gelen. Olivia, ablasının büyük bir nezaket göstererek benide Christmas yemeğine davet ettiğini söyledi. Tabi siz normal yani tabi çağıracak diye düşünüyorsunuz ama burada durumlar öyle değil. Konuyu dağıtmayım. Bende zaten merak ettiğim tabiki seve seve kabul ettim🙂 Buranın kültürünü merak ediyorum ve her gün farklı bir yere gitmeyi deniyorum, farklı bir etkinlik yapmaya çalışıyorum. Bununda bana şimdiye kadar geçen buraya geldiğimden beri geçen 12 günde bile oldukça fazla katkısı olduğunu söyleyebilirim.

Yemeğe geçmeden önce çam ağacı ve hediyelerden bahsetmek istiyorum.

Christmas zamanı yani 25 Aralık’ta burada tüm alışveriş merkezleri, mağazalar ve hatta bazı benzinlikler bile saat 18.00 gibi kapatıyor ve ertesi gün açık değil. İnsanlar 25 Aralık öğlene kadar ve önceki günlerde evlerine stok yaptıklarını gördüm. Kimse çalışmıyor hayat duruyor. Gerçekten çok farklı geldi bana.

Benim evinde kaldığım arkadaşımında kız arkadaşından dolayı. Bir Çam ağacı (Christmas Tree) var evde. Altında gerçekten filmlerdeki gibi bir sürü hediyeler mevcut. Bana da hediye almışlar sağolsunlar🙂 Burada hiç olmazsa evinizde bir tane Christmas ağacı olmalı ve süslemelisiniz. Ama bu bayağı gösterişli olmalı. Gösterişli derken, ışıklı üzerinde bir sürü oyuncaklar olacak vs. Ayrıca burada, kaldığım evde, salonun pencere çerçevesinde de ışıklar var gayet güzel görünüyor. Hediye almak ise gerçekten önemliymiş, çünkü bu bir gelenekmiş ve Santa yani Noel Baba fakir insanlara Avrupa’da oyuncak vs verirmiş. Ayrıca (Hz.)İsa doğduğunda bir kral ona sahip çıkıp yaşamlarını devam ettirmek için yemek vermiş. Ona teşekkür etmek içinde çocukları sevindirmek için hediyeler alınırmış. Sürekli mış-miş li yani geçmiş zaman kullandım ki ben bunları doğuştan hristian olan kişilerden bizzat sorup duydum.

Noel Yemeği

Yemeğe giderken tabiki bende bir çekinge vardı. Çünkü ben normalde de farklı bir kişinin evinde hiç rahat edemem. Birde yemeğe Olivia’nın ablasının ve kocasının aile dostlarının (Iranlı bir çift ve 2 çocukları) geleceğini öğrenince heyecan oldu biraz.

Öncelikli olarak tamamen filmlerde/dizilerde gördüğüm gibi bir geceydi gerçektende bir ara kendimi filmdeymiş gibi hissettim😀

Film başlıyor…

film baslıyor

Elimde Olivia’nın ablasına, eniştesine ve yeğenine aldığı hediyeleri taşıyarak eve girdim. Hiç filmlerde gördüğüm gibi eve herkes ayakkabısıyla girmiyor. Kaldığım evde olduğu gibi orada da ayakkabılarımı çıkarıp öyle girdim. Sıcak bir merhabalaşmadan sonra Türkiye’deki gibi salon oturma odası diyemeyeceğim çünkü öyle bir yapı yok tam olarak. Yatak odası evet ama salon kavramı kesinlikle çok farklı. Amerikan mutfağı denen yapının orjinal halini görüyorsunuz. Girer girmez giriş koridorunun karşısındaki kocaman bir çam ağacını görüyorsunuz,sonradan öğrendim ki gerçek ağaçmış. Olivia’nın eniştesi ve yiğeni doğma büyüme Amerika’lı oldukları için ilk başta oldukça zorlandım. Tabi burada sonradan herşeyi anladım ya kolaydı diyemeyeceğim. Çok ince yapılan esprileri maalesefki burada 3-4 yıl kalan insanlar bile anlayamıyor. Konuşmaya yatkınlığı ile aile beni gerçekten çok güzel karşıladı. Geoffrey’ ile konuşurken kızı Sarah’da benimle konuşarak benim korktuğumu bildikleri için gelmeden, evin şirin köpeği olan “Rawdy” hakkında sürekli “korkma şimdiye kadar kimseyi ısırmadı, dost canlısıdır, sen sev yeter filan”. Sonunda “Rowdy” ile ömrümün 23 yılının toplamında sevdiğim kadar tüm evcil hayvanların toplamından daha çok sevdim. Bir ara kucağımda oynuyordu o kadar yani😀

Bir çok Hristiyan gibi onlarda Damuz etinin sağlıksız olmasından dolayı domuz etini yememeleri benimde oldukça işime geldi doğrusu çünkü bende yemiyorum. Burada da dikkat ediyorum. Burada ürünlerin üzerinde herhangi domut ile ilgli bir ürün kullanmadığını belirten ifadeler var. Bende sevindim vay be adamlar bizi düşünmüş dedim. Meğer yahudiler içinmiş, yahudiler domuz eti yemiyormuş normalde. Bunun içinde ürünlere koymuşlar. Koymalarının esas nedeni buymuş. Bunuda market çalışanı söyledi😀

Yemek masasına geçtik. Her tabak üzerinde isimlerimiz yazıyordu. Ben normalde Mahmut Can’ının ikisini birden kullanırım ama ispanyolcada Mahmut’u çağrıştıran bir kelime varmış pek hoş olmadığı için buradaki insanlarda kolay söyleyebilsin diye Can’ı kullanıyorum. Zaten Can’ı okurken bile “Kan” diye okudur. Bende John gibi diye düzeltiyorum. Sonrada özür diliyorlar bu seferde ben garip oluyorum, kişileri mahçup ettiğim için😀

Noel Yemeği

Yemeğe başlamadan ve tam olarak herkes yerleşmeden önce, herkese ne içeceği soruldu ve masalara kondu. Bana normal Coca Cola koymuşlar ama ben Light olanı ile değiştirdim. Herkes oturduktan sonra fakat yemeğe başlamadan önce Hangi yemek neden yapıldı? neler kullanıldı? Hangi sos hangi yemek için? Yemekte neler? var gibi konular söylendi. Daha sonra “Geoffrey” önünde açık olan incilden Christmas ile ilgili bölümleri okudu. Bu benim ilk okumam genelde eşim okurdu dedi. Daha sonra herkes el ele tutuştu ve incilden tekrar verdikleri için Allah şükürler olsun, tekrar bizi bir araya getirsin gibi dua edildi ve yemeğe başladık.

Açılışı, Kanarya Adaları’ndan gelmiş olan tatlı patatesler ile yaptık. Uçak ile özel sipariş üzerine gelmiş. Bir övdüler bir övdüler dedim bunu yiyince galiba Nirvanaya ulaşıyoruz. Ama samimi söylüyorum tadı normal patetesti ne tatlı bir özelliği var ne de öyle uçakla yolculuk ettirecek kadar özelliği vardı. Belkide yolculuğu kötü geçmiş, bozmuş kendini😀 Ama ben patatesi çok sevdiğim için bunuda oldukça beğendim. Diğer herkes övdü. Türkiye’min patatesi bile ondan güzel. Öyle uçakla gelmiş filan ama değişmem yani ben. Ama üzerine döktüğümüz iki sos vardı gerçekten inanılmazdı. Asıl övgüyü onlar hakediyordu bana göre.

Birde öyle Türkiye’deki gibi önce çorba sonra ara yemek sonra ana yemek diye birşey yok. Ortada herşey, tabağınıza alıyorsunuz. Bir et sonra kesiliyor o kadar. Birde masada değişik bir oyuncak ve mumlar vardı.

Yemeğe başladıktan sonra bu neden yapılmıştı sosun içinde neler vardı. İran’lı kadın(Adını hatırlamıyorum o yüzden bu şekilde sesleniyorum. Yanlış anlaşılmasın. Onlar arapça bir ismi güzel telaffuz edemedikleri için anlayamadım.) ile Ursula yani Geoffrey’in eşi konuştular. Bu arada sıra geldi eti kesmeye. Etin kesildiği yer birak farklıydı. Masanın bir ucunda Geoffrey oturuyordu. Diğer ucu boştu bizde yanlarda karışıklı olarak oturuyorduk yemekte. Etin kesilme işlemi masanın boş olan ucunda gerçekleşti. Et çok iyi pişmemişti öncelikle renginden belliydi iç kısmı açık renkti. Daha sonra ikinci bir defa kesilirken iç kısmından kanlar akmaya başladı yani o kadar pişmemişti. Bende zaten sadece bir dilim yiyebildim. Bu arada bana değişik gelen diğer durum ise, Iran’lı çift Hindi getirmişti. Getirdikleri hindiyi kendileri kestiler. Yani herkes yaptığını/getirdiğini servis yapıyor.

Yemekte arada bana Ursula, “Iranca biliyor musun” dedi. Tam ben düzeltirken Iran’lı çift düzeltti “İranca diye bir dil yok Farsça” dedi. Bende bilmiyorum dedim. Fransızca diye sordu. Ben yine hayır dedim. Ben Fransızca öğreniyorum. Farsçada öğreneceğim dedi. Bende Türkçe öğren dedim. Onunda kullandığı kelime şuydu “useless” yani faydasız anlamında söyledi. Konu uzatmak istemedim çünkü şaka diye düşündüm ki daha sonradan alınmadınız değil mi dedi. Ben ile burada yanında kaldığım Gökhan abiye.

Yemek sonrası tatlıya geçmeden önce ellerimi yıkamak için tuvalete gittim. Tuvalette bir sürü dergi gezete vs vardı. Yani siz ihtiyacınızı giderirken okuyabiliyorsunuz. Süperdi ya görünce sesli güldüm😀

Ben salona geçtim çünkü oturduğum yerde ben sandalye üzerinde değilde çocuklarla birlikte uzun piyano taburesinin üzerinde oturdum. Beni şarkı söylemek için tekrar yemek masasına davet ettiler.

Benim elime bir zil verdiler. 2 tane de adını unuttuğum İspanyolların oldukça eski yıllara dayanan bir geleneksel çalgıları vardı. Onları kullanarak şarkılar söylendi. Ama bu enstrümanın çalış şekli çok ilginçti. Anlatmaya çalışacağım. Büyük bir bardak düşünün ama ahşaptan. Üzerine kapalı ve tam ortasında içeri sadece 1-2 cm girmiş bir pipet olduğunu düşünün. Elinizi suyla ıslatıyorsunuz ve pipetin üzerinde elinizle yukarıya aşağıya yapıyorsunuz. Anlatabildim galiba😀 Değişik bir ses çıkıyor. Ben hayatımda bu kadar değişik bir çalgı görmedim. Burada da biraz vakit geçirdikten sonra. Evin küçük kızı olan Sarah’ın piyano resitaline geçtik. 5-10 dk bunuda dinledikten sonra kadınlar sofrayı kaldırıp orayaları temizleyene kadar içeride oturduk.4

Güncelleme: Bu enstrümanın adı “Zombomba”. Resmi şu şekilde:

Zombomba

İnsanların ellerinde kocaman kocaman var izleyebilirsiniz: http://www.youtube.com/watch?v=26z7zAuTNsA

Ben Geoffrey, evin sahibi, ile konuşurken bu arada İran’lı olan çift ve 2 çocuğu geldi. Onlarda gelirken yanlarında Hindi getirmişler. Bu arada evin sahibi evi gezmek ister misin dedi. Bende tabiki dedim zaten evin üst katını ve özellikle fiyatını merak ediyordum, sadece ne kadar sürede çalışarak böyle bir ev alınıyor diye. Ev gerçekten güzeldi. Yatak odasını gösterirken ben ve bize eşlik eden İran’lı bey kapıda bekledik. Çünkü benim ailemden gördüğüm kadarıyla geleneklerimize göre çocuklar bile neredeyse anne-babanın yatak odasına girmez. Neyse davet etti girebilirsiniz dedi biz girdim. Sadece üst katta 3 tane ayrı banyo ve tuvalet vardı. Ayrıca 2 tane banyoda giysi dolabı var. Türkiye’de son zamanlarda yeni yapılarda ve lüks yapılarda kullanıldığına şahit olmuştum. Yatak odasında bizdeki gibi öyle dolaplar, bir sürü masalar yoktu. Bir tane oturma koltuğu ve masa vardı bir tanede ayne o kadar. Çünkü diğer işlerini zaten banyoda hallediyorlar yani makyaj, kıyafetleri değiştirme gibi. Gelelim evin fiyatına zaten Amerika’da hemen hemen kimsenin nakit para ile ev almadığını ve kredi ile ödediğini söyledi. Kendisi evini değiştirmiş ve şimdiki evini almış. Biz şanslıyız değeri arttı dedi şu an 500-600 civarı dedi. Tabi ben orada 500-600 bin dolar mı diye şaşkınlıkla karışık sordum. Evet öyleymiş.

Tatlı yemek için tekrar yemek masasına geçtik. Ben ev sevdiğim tatlı olan ve benim Türk tatlısı olarak bildiğim Sütlaç burada Pirinç tatlısı olarak yapıldı ve önüme getirildi. Ben beğendim tabi Türkiye’dekiler gibi olmaz. Annemin yaptıkları gibi hiç olmaz ama ellerine sağlık afiyetle yedik.

Ramazan ayından kalma alışkanlık, otuç tutanlar bilirler. Gün boyu aç durursanız akşam istediğiniz kadar aç olun çok yiyemezsiniz. Bende bu yüzden sabah uyandığımdan itibaren hiç bir şey yemedim. Orada çok az yedim. Hatta Gökhan abi ve Olivia sen doymuş olamazsın diyip sürekli birşey vermeye çalıştılar.

apples to apples

Tatlılarıda geçtikten sonra “Apples to Apples” diye bir oyuna geçtik. Oyuna geçmeden önce ben henüz Amerika’ya geldiğim için Gökhan abiyle benim olmamı söylediler. Çünkü zaten çok konuşkan değilim oyunda tamamen kelime bilgisi istiyor. Bende önce bir anlatın sonra karar veririm ben dedim. Oyun, yukarıda gördüğünüz kırmızı kartlardan her oyuncu 7 tane alıyor. İlk başta birisi hakim(judge) oluyor. Hakim olan kişi bir yeşil kart açıyor. Yukarıda gördüğünüz gibi yeşil kartlar genelde sıfat oluyor. Daha sonra hakim olan kişi hariç herkes bu açılan yeşil karttaki ifadeyi anlattığını düğündüğü isimlerden, sıfatlardan, isim tamlamalarına, sıfat tamlamalarına, önemli kemalara ve ünlülere kadar bir çok farklı varlık barındıran bir kırmızı kart koyuyorlar. Hakim olan kişi en iyi anlatan kırmızı kartın sahibini belirliyor. Tabi bu arada diğerleri neden o kartı kullandıklarını anlatabiliyorlar. Daha sonra herkes yeni bir kart çekiyor tekrar 7ye tamamlıyor yani. Bu arada en iyi açıklayan kırmızı kartın sahini yeşil kartı alıyor ve bu sefer hakim o kişi oluyor. Bu şekilde oyun ilerliyor ve 4karta ulaşan kişi oyunun galiba oluyor. Ben oyunun ne olduğunu anladım ve oldukça kolay olduğunu söyledim. Çünkü ben Tabu gibi bir oyun bekledim. Süreli olup o kadar kısa sürede duygu ve düşünceyi anlatmak oldukça güç olurdu “şimdilik”. Oyunun sonunda 9 kişi arasından Ursula ile ben 3er tane yeşik kart sahibi olduk. Elimde birde joker olduğu için oyunu ben kazandım😀 2 kişi 2 yeşil kart. 1-2 kişininde 1’er yeşil kartı bulunuyordu. Oyundan bir senaryo örnek verilirse oyunun ve kendimin ilk kartını şöyle aldım: Açılan yeşil kart “Global” kelimesiydi. En iyilerden bir kişi “Internet” kartını, bir kişi “Oceans” koydu bende “The Metric System” kartımı koydum. Haraketli bir tartışmanın ardından. Internet’in halen tüm dünyada olmadığını ama Afrika’da bile Internet olmayabilir ama bir “Metric System” vardır diyerek kazandım.

Güncelleme: Oyundaa  “European” çekildi ve bizi gösterek siz ikiniz söylemeyin boşa dedi. Siz Avrupalı değilsiniz dedi. Doğru bir benzersiz bir ülkeyiz, dedim. Sen hangi şehirde yaşıyordun dedi. Bende Ankara, başkent dedim. Constantinopla dedi ispanyolca olarak. Bende değil İstanbul dedim. Oda İstanbul olduğunu biliyordu ama ben şaka yaptı diye üzerine gitmedim😀

Amerika'da Noel

Yukarıdaki fotografı çektikten sonra ise herkese herşey için teşekkür ederken. Çiftin 10 yaşındaki kızları Sarah bana Thank you’nun doğru nasıl telaffuz edilmesini gerektiğini. Yani, ben çok bastırmamakla birlikte T’yi biraz vurguluyordum. Ama T’yi bırak vurgulamayı söylemiyorsunuz bile. T yerine D ile söylerseniz doğrusu oluyor😀 Biliyorum garip geliyor ama doğrusu bu.

Umarım eğlenceli bir yazı olmuştur. Beğendiyseniz bir görüşlerinizi yazarsanız severim.

Yeniden söylüyorum. Her türlü dine, inanışa, inanmayışa karşı saygılıyım insanların benim inancıma saygılı oldukları kadar. Ayrıca eğer herhangi birisi yazımdaki herhangi bir konudan rahatsızlık duyarsa bana yorum yapmanız yeterli olur. Kimseyi rencide etmek ya da kötü göstermek gibi bir düşüncem asla olmadı olmazda. Tüm Hristiyanların Bayramını Kutluyorum.

Sonraki yazım teknik olarak artık teknik yazılara dönmeliyim.

, , , , ,

  1. #1 by pelin bolsoy on December 25, 2012 - 1:25 pm

    yok işte birbirimizden farkımız, beraber yenilmiş, içilmiş, sohbet edilmiş, yeterince misafirperverler de ayrıca, apples to apples harika, bence Türkçe’sini yapıp satmalısın😉 yemek sırasında herşeyin ortada olması, herkesin istediği kadar alması çok iyi, böylece ev sahibi olarak ikide bir mutfağa gitmek zorunda kalmıyorsun ve misafirlerinle daha çok sohbet edebiliyorsun.güzel bir akşam, Hristiyanların Bayramı Kutlu Olsun.

  2. #2 by Hakan on December 25, 2012 - 1:58 pm

    Eğlenceli bir yazı olmuş hocam🙂

  3. #4 by Engin on December 25, 2012 - 6:59 pm

    Guzel olmus yigenim aferin.

  4. #6 by Olivia on December 25, 2012 - 7:01 pm

    I am glad you enjoyed it! We were really happy to have you among us!🙂

    • #7 by Mahmut Can Sözeri on December 26, 2012 - 10:13 am

      Thank you very much for everyting, everything, everything. You both are my best friends in USA🙂

  5. #8 by Merve on December 26, 2012 - 5:50 pm

    Güzel bir izlenim olmuş ve tüm detaylara girmişsin doğrusu M. Can🙂 Ellerine sağlık. Döndüğünde haberleşelim, uzun zaman oldu sen, ben ve Tuncay bir araya gelmeyeli. Selamlar…

    • #9 by Mahmut Can Sözeri on December 26, 2012 - 8:47 pm

      Teşekkür ediyorum. Farklılıklar çok fazla vakit olsa herşeyi yazarım🙂 Tabiki geldiğimde görüşelim. Selamlar…

  6. #10 by Selçuk Dursun on January 4, 2013 - 1:01 am

    Çok güzel bir anlatım ağzına (parmaklarına) sağlık dostum. Çok güzel bir akşam geçirmişsin yazdıklarından gördüğüm kadarıyla. Köpek konusunda bizim Ercan’a oranla daha iyi bir yaklaşım sergilemişsin. Gördümü ters yöne gitmeye başlardı🙂 Neyse o da özletti kendisini ama hiç ses soluğu yok bu aralar. Dostum birde şu sütlaç olayında sanki o güzelim künefemize bir ihanet seziyorum sanki😀 yada belki de ben yanlış hatırlıyorum😉 Dostum herşeyin hakkını veriyorsun, dolu dolu yaşıyorsun, bu huyundan dolayı seni bir kez daha kutluyorum. Artık teknik yazılara geçeceğini söylemiş olsanda yine de bizi yeni sosyal ve kültürel yaşantılarından mahrum etmeyip bunları bizimle paylaşacağını biliyorum. Merakla takip ediyorum🙂 Yeni maceralar istiyoruz😉

    • #11 by Mahmut Can Sözeri on January 4, 2013 - 2:32 am

      Teşekkürler dostum. Elimden geldiğimce yazmaya çalışıyorum. Blogun genel çerçevesinden çıkmasını istemiyorum ama yazmaya çalışacağım.

  7. #12 by Ercan Ayan on October 19, 2013 - 1:59 pm

    gerçekten okuması çok eğlenceli bir yazıydı. Senden bir isteğim olacak blog’unda arkaplan rengini biraz daha koyulaştırabilirsen benim açımdan iyi olur, bem beyaz ekrana bakmak gözlerim için iyi olmuyor…

    • #13 by Mahmut Can Sozeri on October 19, 2013 - 2:31 pm

      Blogumun tasarımda değişikliklere gideceğim teşekkürler feedback için.

  8. #14 by Aydın SARI on July 4, 2016 - 12:47 am

    Christmas zamanı Amerika ya gideceğim. İyi oldu bu yazı.. Teşekkür ederim..

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s