Ankara’dan Atlanta’ya Uzanan Yolda Yaşadıklarım – Atlanta’daki Zor Anlarımda Dahil!


travel

Merhaba Arkadaşlar, Bu yazım tamamen teknik alanın dışında bir yazıdır. İçeriği tamamen Ankara’dan başlayan ve Atlanta’da son bulan yolculuğum sırasında yaşadıklarımdan oluşmaktadır. Özellikle Amerika’ya girerken gerçekten çok zor şeyler yaşadım. Beni 3 saat kilitli bir odaya tuttular. Aşağıda herşeyi anlatacağım.

esenbogaHavalimani

Ankara Esenboğa Havalimanın’da Yaşananlar

Yanıma, temel ihtiyaçlarımı karşılayacak kıyafetlerimin yer aldığı bir valiz, bilgisayarımın, gözlüklerimin ve kitaplarımın yer aldığı bir sırt çantası ve pasaport ile biletlerin yer aldığı el çantamı aldım. Ben tüm valizlerimi ve hatta diğer çantalarımın ağırlıklarınıda hem Amerika’ya gidiş biletimi aldığım Lufthansa firmasının bana verdiği sınırlılıkları gözederek hazırladım. Doğal olarak Ankara’dan İstanbul’a gideceğim firma olan THY’nin iç hatlar için uyguladığı sınırlar daha farklı çıktı tabiki ve sonuç olarak kilosu 3liradan fazlalılık olan 3 kilo için 9 lira para ödedim. Ama önemli olan ödediğim miktar değil bu sistemin işleyiş şekliydi hemen açıklayım: Check-In işlemini ben online yapmıştım ve “Counter” denen THY’nin masasına gidip valizimi teslim edip bagajımı almak için gittim. Görevli bana fazla bagajım olduğunu ve dış hatlarda bir yeri tarif ederek oraya giderek ödeme yapmamı, ödeme yaptıktan sonra gelip biletimi alabileceğimi söyledi. Gittiğim zaman görevliye 20 lira uzattım ve bana 11 lira vermesi gerekiyordu. Benden 4 liram olup olmadığını sordu bende yok dedim sonra kendi cebinden çıkarıp verdi. Ben halen 4 lirayı neden istedi bir türlü anlamadım. Buradaki işlemlerimi tamamladığımda geri dönüp yurt dışı harç pulu aldım. Zaten bu pul, Yurt dışına çıkan vatandaşlardan devletin yeni araba almak için aldığı bir ücretten başka birşey değil. Esenboğa havalimanı gerçekten çok küçük ve inanılmaz boştu. Ankara’nın bana göre daha fazla gelişmesi gerekiyor.

Airbus A321-851

Ankara’dan İstanbul’a Uçak’ta Yaşananlar

Ankara’dan İstanbul’a ailem ile daha fazla zaman geçirmek için uçak ile gitmeye karar verdim. Ben bu duruma, “zaman satın alma” diyorum. Kısaca açıklayım: ben otobüsle gidecektim ve otobüs yaklaşık olarak 50 lira olacaktı ve 6-7 saatten önce Ankara’dan Atatürk havalimanına ulaşamazdım. Peki uçak ile ne kadar sürecek, ulaşım + check in + bekleme + uçuş süresi = max 3 saat. Ben biletimi 94 liraya aldım. Yani ben 3 saati 44 liraya satın almış gibi oldum. Bu şekilde baktığınızda aslında hayatta bir çok alanda bu karşımıza çıkıyor. Sadece dikkat edin. Neyse, bu ara ben bilet alırken yüksek lisans öğrencisi olduğum için thy’nin web sitesinden öğrenci bileti almıştım. Öğrenci bileti aldığım için biniş kartımı online check-in sonrası bastıramadım. Öğrenci bileti aldığım için benim öğrenci olduğumu bir şekilde isplatlamam gerekiyormuş. Bu yüzden online check-in yerine normal check-in yaptım ve check-in esnasında görevliye öğrenci kimliğimi gösterdim.

Ankara’dan İstanbul’a Pazartesi günü saat 1.00 uçağının oldukça boş olmasından dolayı yaşadığım şaşkınlığı belirtmek istiyorum. Uçağın rahat yarısı boştu diyebilirim. Uçakta hayatımın en kötü anlarından birisini yaşadım. Ben cam kenarı istemiştim. Doğal olarak cam kenarı dediğimde aklına fiziksel bir canım yan yoltuğu geliyor ama ben hayatımda ,kayda değer uçağa bindiğimi söyleyebilirim, ilk defa cam kenarı aldığım koltuğun yanında cam olmadığını gördüm. Yani benim cam kenarı koltuğumun yanında pencere yoktu ve onun yerine benim omzuma kadar gelen duvar gibi birşey vardı. Maalesef ben yolculuğumu böyle tamamladım. Diyebilirsiniz neden uçağın yarısı boşken böyle devam ettin. Bunu emin olun halen bende düşünüyorum🙂 Fakat bu durum beni sanki klostrofobi gibi korkuttu.

THY gerçekten boşa iki yıl üst üste avrupanın en iyi havayolu seçilmemiş. Şimdiye kadar firma olarak 6-7 firma ile yolculuk yaptım ama en iyisi kesinlikle THY. Bunu söylememin nedeni; uçakların bir çoğu yeni, hostlar-hostesler genç(burada bel altı anlamayın aşağıda anlatacağım lufthansada), yiyecekler kesinlikle 10 numara ve bir çok arkadaşım uluslarası yolculuklarda THY nin yemeklerinin en iyi olduğunu söylüyor. Bu arada tüm yolcular uçağa biniş yaptığı için uçak saatinden ~15 dakika erken kalktı🙂 Bu durumda başıma ilk kez geldi.

Havalimanýnda bayram yoðunluðu

İstanbul Atatürk Havalimanı’nda Yaşananlar

Türkiye içerisinde bir çok şehre gittim. Uçak ile yolculuk yaptım fakat Amerika’ya yolculuğum benim ilk yurt dışı yolculuğum oldu. Bu yüzden iş hatlardan dış hatlara yetişme konusunda tutunda, yurt dışı çıkış pulu ve diğer bir çok konuyu arkadaşlarıma, çevreme sordum. Atatürk havalimanı Esenboğaya göre büyük fakat frankfurt havalimanını ve atlanta havalimanı gördükten sonra büyüğün nasıl birşey olduğunu gördüm🙂

Amerika’ya giderken kullandığım havayolu şirketi olan Lufthansa, Frankfurk aktarmalı olarak geldi. Frankfurt’tan Atlanta’ya gelirken oturacağım koltuğu bileti alır almaz seçtim. Fakat Atatürk’ten Frankfurt’a gidiş için ise online check-in yapmak gerekiyordu. Fakat ben yapamadım. Çünkü online check-in yaparken benden Alman vizesi istiyordu. Bende ise tabiki yok. Bu yüzden online check-in yapamadım. Biraz telaş aldı beni. Uçağımın kalkmasına 3 saat var ve ben ne check-in yaptım ne de valizlerimi teslim ettim. Atatürk havalimanında bir türlü lufthansa “counter” ını bulamadım. Arıyorum tarıyorum maalesef yok. Sonunda Lufthansa istanbul çağrı merkezini aradım. Bana 3 gibi “counter”ların açılacağını söylediler. Artık ne yapalım oturduk bekliyoruz. Bu arada sevdiklerime haber vermem gerekiyor. Hattımı Ankara’da bıraktım. Tek ümidim telefonumla bağlanabileceğim bir wifi.

Bu arada Lufthansa görevlileri geldi. Bende valizimi teslim etmek ve biletimi almak için harekete geçtim. Öncelikle tam sıradayken önce birisi gelip önce benim pasaportumu kontrol etti ve nereye gideceğimi ne amaçla gideceğimi sordu. Vizemi sordu. Nereye gideceğimi vs. Daha sonra küçük bir kağıt yapıştırdı pasaportumun üzerine ve biletimi almak için bir aşamayı daha atlattım. Sıradaki görevliye geldik, oda yapıştırılan kağıda baktı tamam dedi geçtik. Sırada valizlerimi vermek ve nihayet biletime ulaşmak var. Burada görevliye pasaportumu verdim ve online check-in yapamadığmı yukarıdaki sebeplerden dolayı belirtim. Görevli bayan öncelikle beni azarlar gibi bir ses tonu kullandı ve alman vizesi yerine de Amerika vizenizi girecektiniz dedi. Neyse, valizimi verdim tartılması için, doğal olarak önceki uçaktan kalan ve valize yapıştırılan bana ait olduğu gösteren etiketi sökmemi söyledi. Bilirsiniz, o etiket oldukça güçlüdür yani çıkması kolay olmaz. Ben zorlandım bayağı sonra bana demez mi “isterseniz makas verebilirim” diye. Bende gerek yok diyerek hırs yapıp deli gibi uğraşarak çıkarttım. Sonunda biletimi aldım😀 Saate baktığımda 3.00 civarıydı hatırladığım. İşlemlerimi tamamladım ve 5.05’te kalkacak uçağm için 4.30da gitsem rahat rahat yetişirdim. Yaklaşık 1.5 saatlik bir zamanım olduğu için bende internet ve rahat şekilde priz de bulabileceğim en kolay yer olan Starbucks’ı aradım ve şükür ki varmış🙂 Amerika’yı vuran Sandy kasırgası vardı hatırlıyorsanız. Orada da New York’ta hiç kimsenin telefonu çekmiyordu ve internet bağlantılarıda yoktu. Fakat herkes Starbucks’ın çevresine wifi yı kullanmak için toplanmışlardı. Aklma bir an o geldi. Her neyse, burada sevdiklerime haber verdikten sonra uçağıma binmek üzere yola koyuldum.

Lufthansa Seat

İstanbul’dan Frankfurt’a Uçak’ta Yaşananlar

Lufthansa havayolu ile ilk defa “uçtum”. Bir daha da uçar mıyım bilmiyorum. Ekonomide uçmayacağım kesin. Uçakta öncelikle yukarıda host-hostes konusuna değinmiştim. Lufthansa’nin renkleri sarı-lacıvert olduğu için kesinlikle bir ayrı güzel geldi bana😀 Bunun yanında uçağa girer girmez gördüm gerçektende kabin görevlilileri oldukça yaşlıydı. Ortalama 35 diyebilirim gerçekten o kadar vardı. Bunun bir önemi yok tabiki ama genç ve dinamik bir ekip daha iyi olabilir. Neyse, benim koltuğumda başka birisi oturuyordu onu kaldırmak ve ona doğru yerin hangisi olduğunu göstermek zorunda kaldıktan sonra bir önceki cam kenarı felaketinin aksine bu sefer gerçekten pencere kenarındaydım🙂 Koltuğumda hazır olarak kullanılmayı bekleyen Lufthansa battaniyesini görünce acaba yolculukta üşüyecek miyiz diye düşündüm ki gerçektende üşüdüm ve kullandım. Yine uçağın oldukça boş olmasından dolayı uçak erkenden havalandı. Fakat uçağın bu defa boş olması bana yaradı çünkü yanımdaki diğer kişiler başka koltuklara gitti ve bende ayaklarımı uzatıp, üzerime battaniye alarak uyudum. Uçak oldukça soğuktu. Verilen yemek güzeldi fakat içerisinde yumurta olunca bana biraz uygunsuz gibi geldi. Herhangi bir sorun olmadan Frankfurt’a vardım.

AirportFrankfurt_germany

Frankfurt Havalimanı’nda Yaşananlar

Frankfurt havalimanına indiğimde diğer uçağımın kalkmasına 4 saat vardı. Aktarmalı uçuş kullandığım için valizim otomatik olarak aktarılacaktı ki iyiki de öyle oldu. Frankfurt havalimanı hakkkında daha önce en vefalı öğrencilerimden, arkadaşım Ahmet Kaan Özdemir bahsetti. Çok büyük bir yer, trenle gidiyorsun vs demişti. Gerçekten de öyle oldu. Ben Atlanta uçağına gitmek için gerçektende sadece havalimanı içerisinde çalışan trene bindim ve bu şekilde gideceğim yere ulaştım.

Uzun bir yolculuk yapacağım için üzerime eşortman, t-shirt, gömlek ve spor ayakkabı giydim. Yani mümkün olduğunca metal barındırmayan ürünleri tercih etmeye çalıştım ama gömleğimin düğmeleri gözümden kaçmış ve her güvenlik kontrolüne takıldım😀

Benim frankfurtta en çok dikkat ettiğim olaylardan birisi herkes inanılmaz güler yüzlüydü, iyi davrandılar. Fakat beni en çok etkileyen olay havalimanının inanılmaz pahalı olmasıydı. Ben bir su aldım 750ml ve 4.25 euro verdim. Bunun öncesinde zaten dolar’ı euro’ya dönüştürmek için 20 dolar karşılığında 10 euro aldım. Birde buradan kazıkladılar😀 Tavsiyemdir benim gibi amerikaya hayaline kapılıp avrupa aktarması yapacağını unutmayın ve türkiyedeyken yanınıza 20-30 euro kadarda alın.

Şaka bir yana havalimanında özellikle yaşlı ve engellileri kapılara kadar götüren arabalar vardı. Her yerde bu araçlardan vardı ve insanlara sürekli yardım ediliyordu. Bu gerçekten çok güzeldi. Ayrıca uçağa alırken, ne first class ne de business class yolcuları ilk biniş yaptı, ilk önce yaşlı ve çocuklular bindiler.

Yine ben sevdiklerime haber vermek uğruna biraz araştırmalara girdim. Çünkü maalesefki havalimanında ücretsiz wifi yoktu. Telefonda doğal olarak bedava değildir anlayacağınız üzere😀

Daha önceden aldığım 10 euroyu gidip tekrar 1 ve 2 madeni eurolara bozdurdum. Uluslarası aramalar için konulmuş ve yaklaşık 10 saniyede 1 euro atan telefonlar vardı her yerde. Bende bir tanesinin başına geçtim. Kredi kartı ile kullanamadım, benden sonra birisi daha denedi oda kullanamadı. Neyse, ben bu telefonlar ile iletişimimi sağladım ama 5 euroda burada verdim.

Unutmadan söylemek istediğim son şey, frankfurta indiğim andan itibaren görevli hemen hemen her kişinin yakasında konuşabildiği dilleri temsilen ülke bayrakları var.

lufthansa-economy

Frankfurt’dan Atlanta’ya Uçak’ta Yaşananlar

Neresinden başlasam gerçekten bilmiyorum ölcelikle eğer ulusarası yolculuk yapacaksanız THY dışında bir havayolu ise bence ekonomi hariç başka bir sınıftan bilet alınmalı. Birde cam kenarı yine ekonomi sınıfı için iyi değil bence. Sürekli kalkmak istiyorsunuz yanındaki kişi uyursa yandınız. Birde onu uyandırmaya çalışacaksanız ve eğer ingilizce bilmiyorsa o kişi asıl olay o zaman başlar😀

Yolculukta verilen yemekleri gerçekten beğenmedim. Ben domuz eti yemediğim için ve diğer yemeklerden emin olmadığım için internetten seçerken müslüman yemeğini seçtim. Benim gibi özel yemek kişilerin yemekleri, yemek servisinde öncelikli olarak veriliyor. Biz yiyoruz diğerleri bakıyor😀

Yemekten sonra ıslak mendil dağıldı. Tabi doğal siz, paket restrauntlarda dağıtılanlardan sanıyorsunuz. Hayır öyle değil işte. Şimdi hayal edin, demir tepsi gibi bir kabın içerisinde yüzlerce ıslak mendil var. Uçuş görevlileri ellerinde cımbız ile bu ıslak mendillerden birer birer herkese verdiler… Yorum sizin benim hiç hoşuma gitmedi.

Uçakta burnum kanadı görevlilerden yardım istedim. Oldukça sakin bir şekilde buz getirip bir sürü peçete verip devam etti yaptı işe.

Customs+Border+Patrol+Processes+Holiday+Travelers+e5xTS6eYukDl

ve Asıl Macera Atlanta’da Amerika Sınır Güvenliği İle Yaşananlar

Atlanta’ya inmeden önce uçakta amerika’ya giriş için doldurmanız gereken 2 form veriliyor size. Üzerinizde eğer 10bin dolardan çok para varsa onu belirtiyorsunuz. Bunun haricinde ülkeye herhangi bir yiyecek, içecek, tohum vs sokuyor musunuz bunları belirtiyorsunuz. Ad, soyad, pasaport numarası vs herşeyi yazıyorsunuz. Neyse doldurmam gereken 2 kağıttan bir tanesini doldurdum. Diğerinide pasaport kontrolü için girdiğim sırada yardımcı olan görevliler ile doldurdum.

Sıra ilerledi ve bana geldi. Görevli melez erkek ve oldukça güler güzlü birisiydi. Konuşmayı anlatmadan önce şunu belirtmek istiyorum. Tüm pasaport kontrolünden görevli kişilerin ellerinde siyah deri eldiven vardı. Bu şekilde sizin pasaportunuzu ve/veya diğer evraklarınızı kontrol ediyorlar. Kamera sayısını ise söylemem çünkü neredeyse her 3-5 metrede bir kamera var. Suyunu çıkarmışlar artık kamera işinin.

Neyse,

Samimi şekilde nasılsın iyi misin sürecini geçtikten sonra. Neden amerikaya geldin ne kadar kalacaksın gibi klasik sorular geldi. Beni takip edenler daha önceden bilirler ben yaklaşık 10 yıllık vize almıştım. Bende arkadaşımla doktora programlarını araştıracağımızı söyledim. Fakat bunu söylemem tamamen yanlıştı çünkü benim aldığım vize türü ile söylediğim uyuşmadı. Daha sonra ne kadar kalacaksın sorusuna da 6 ay kalacağım dedim. Parmak izimi konuşmaya başlamadan önce okutmuştu. Bu sorulardan sonra bir daha okutmak istedi. İlk seferin yeterince iyi olmadığını belirti ama bence oradaki kişilerin parmak izi okuttukları yerden tansiyen ve/veya kalp ritmi gibi verilerine de erişerek heyecan durumlarını kontrol ediyorlar. Kimin yanında kalacaksın dedi. Bende arkadaşımın dedim. Arkadaşının adı ne dedi. Söyledim. Daha sonra arkadaşının ailesi ne iş yapıyor dedi. Bende bilmiyorum dedim ve orada işler değişti zaten. Ben nasıl bilmezmişim, demekki o kişi benim arkadaşım değilmiş filan. Tüm bunlardan sonra, benim dosyamı sarı bir zarfa koydu ve bir yere doğru yola koyulduk. Bu arada tam yola koyulmadan adam saatimi gördü markası ne dedi. Bende markasını söyledim biraz şaşırdı güzel marka ve saat tarzı bir şey söyledi.

Beni kapalı bir odaya koydular bir kaç kişinin olduğu. Beni çağırdılar neden geldin ne yaptın vs aynı sorular bende yine aynı cevapları verdim. Bu arada sorulardan en ilginci kaç tane valizin var dediler. Bende 1 tane dedim. 1 tane emin misin diye tekrar tekrar sordular. Geri yolladılar odaya.

Tekrar çağırdılar beni aynı şeyler yine tekrar. Dedim artık ben galiba anlatamıyorum. İngilizcem yetmedi. Bana türkçe bilen interviwer bulun dedim. Koca amerika sınır kapısında türkçe ve romanca bilen interviewer hariç diğer tüm bilenleri varmış. Neyse bulamadıklarını söylediler. Arkadaşımın telefon numarasını istediler ve geri odaya yolladılar.

Tekrar çağırdılar. İşte herkesin bilmesini istediğim ve gerçek söylediklerim:

“Bakın benim Türkiye’de iyi bir kariyerim var. Ben yazılım geliştiriciyim. Yaşımda oldukça genç. Size hangi amaçla geldiğimi söyledim. Eğer ortada büyük bir problem varsa Türkiye büyükelçiliğini arayın ve beni geri yollayın ülkeme. Bunları yaşamak istemiyorum. Ben buraya kalıcı gelmedim. Eğer kalıcı gelmek isteseydim, 23 yıldır amerikada yaşayan ve amerikan vatandaşı dayım var ona söylerdim ve burada kalıcı olabilirdim. ”

dedikten sonra tamam arayacağız büyükelçiliği dediler. Bende valizimi almadım henüz onu almalıyım dedim. Son kez etrafı cam içerisinde onlarca kamera bulunan ama kapısı kilitli odaya geri yolladılar.

Geri çağırdıklarında bu seferlik giriş için izin verdiklerini, benim varolan vize türüm ile buraya gelme amacımın uyuşmadığını ve vize türümü değiştirmem gerektiğini söylediler. Bende teşekkür ettim ve uzaklaştım. Fakat bu süreç yaklaşık 3 saat sürdü ve gerçekten zor anlardı.

Amerika’ya giriş yaptığımda arkadaşlardan öğrendim ki, pasaport görevlilileri daima böyle her 10-15 kişiden birisini seçerlermiş ve zorluk çıkarırlarmış. Bu seferkide bana denk gelmiş. Burada herkes takma sorun değil. Sıradan şey bunlar dediklerindeki düşüncelerimi yazmayım yoksa çok küfür ederim galiba😀

Buradan çıkarılacak onlarca ders var bana göre en azından ben öyle yaptım. Özellikle gerçek yaşanmış bir deneyim olması açısından başta öğrencim ve arkadaşım Hasan Yılmaz’ın istediği üzerine Türkçe yazdım.

Umarım faydalı bir yazı olmuştur.

, , , , , , , , ,

  1. #1 by Hasan YILMAZ on December 17, 2012 - 12:37 pm

    Tek kelime ile mükemmel olmuş, beni kırmayıp bu yazıyı uzun uzun yazdığınız için teşekkür ederim.Yazınızı hastahanede okumuş olmama rağmen o kalabalığın içerisinde epey keyif aldığımı söylemeliyim.Bunların hepsi tecrübe ve koydum cebime.Türkiye ‘ye geri döndüğünüzde siz de bir gün bu yazıyı okuyacaksınız ve diyeceksiniz ki “vay be!” ben de diyorum şimdi vay be! Tebrikler🙂

    • #2 by Mahmut Can Sözeri on December 17, 2012 - 7:17 pm

      Rica ediyorum ne demek. Daha da uzun yazardım fakat baktım bu işin sonu yok😀 Asıl buraya geldiğimde yaşadıklarım ve gördüklerim daha değerli. Onlarıda paylaşacağım ilerde. Seni arayacağım az sonra.

  2. #3 by Ali on December 19, 2012 - 6:47 pm

    Devamını bekliyoruz kesinlikle..

    • #4 by Mahmut Can Sözeri on December 19, 2012 - 7:16 pm

      Teşekkürler. Yazmayı düşünüyorum. Aslında taslakta hazır ama vakit biraz sıkıntı.

  3. #5 by taner on December 20, 2012 - 3:07 pm

    Bu sene amerikaya yüksek lisans için gidecektim.Yazdıklarınız çok yararlı oldu.Umarım bunu yazı dizisi şeklinde yazarsınızda bizde tecrübelerinizden yararlanırız.

    • #6 by Mahmut Can Sözeri on December 21, 2012 - 1:35 am

      Merhaba,
      İlginiz için teşekkür ediyorum. Eğer vaktim olursa yazacağım.

  4. #7 by Şahin Kahraman on December 20, 2012 - 8:03 pm

    Merhaba, okurken gerçekten acı çektim, blog yazmaya yeltenen kişinin en azından yazım ve noktalama kurallarını öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yazım ve noktalama kurallarından sonra Dunning & Kruger sendromunu okumanı öneririm.

    • #8 by Mahmut Can Sözeri on December 21, 2012 - 7:54 am

      Önerileriniz için teşekkürler sizin gibi bilinçli insanlarında beni takip etmesine sevindim!!!

    • #9 by whateverbitch on December 21, 2012 - 8:03 am

      Bay Dıl Kurumuna tesekkur ederım, ben de kendisine The Evolutionary Psychology of Envy bu kitabi okumasini tavsiye ediyorum. Ayrica burada kendi blogunu paylasirsa, bizde bilgilenir, yazim ve noktalama kurallarini ogreniriz..

  5. #10 by Bülent Kalkan on December 21, 2012 - 5:27 pm

    Hocam araya osmanlıca bir iki kelime serpiştirseydin böyle eleştiriler almazdın bak🙂

  1. Bir Türk’ün Amerika’da Christmas İle İmtihanı! Amerika’da Christmas Yemeğinden Notlar! « Mahmut Can Sözeri
  2. 2012 Yılında Blogumun İle İlgili Rakamlar « Mahmut Can Sözeri

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s